Skip to main content

Oyun Oynamayı Sevmeyen Var Mı?

22 Aralık, 2015

İnsan, okula başladığı günden itibaren sorumluluk üstlenir. Yaş ilerledikçe bu sorumluluklar artar.  Sınavlarda başarılı olmak, okulu başarıyla bitirmek; bir işe girip başarılı olmak; ailesine ve arkadaşlarına karşı üzerine düşenleri yapmak… İnsan, bu sorumlulukları yerine getirmek için çabalayarak geçirir hayatını.

Bütün bunları yapmak için, insan kendini kontrol eder, kendine öz disiplin uygular. Üstlendiği sorumluluklar doğrultusunda, zamanını, enerjisini, maddi imkanlarını, en verimli şekilde kullanarak, hedefleri gerçekleştirmek için çalışır. İnsanın üstlendiği sorumluluklar, hayatın ciddi yanıdır.

Ama hayat sadece, insanın kendini kontrol edip sorumluluk üstlenmesiyle geçmez. Her insan kendini “sıktıktan” sonra gevşemek, rahatlamak ister. Okulda, derslerden sonra teneffüslerin olması bu nedenledir. Teneffüs yani “nefes alma”, bir konuya yeniden yoğunlaşmak için vazgeçilmez bir koşuldur. Rahatlamayan, dinlenmeyen, kendini tazelemeyen insan üretken olamaz.

oyunn2

İnsanı en çok rahatlatan şey, hoş vakit geçirmektir. Hoş vakit geçirmek için, çocuklar da büyükler de,  oyun oynarlar. Çocuklarla büyüklerin oyunları farklı olsa da, özünde hepsinin işlevi aynıdır. Oyun, bazen tek başına, bazen rekabet içinde oynanır ama nasıl olursa olsun oyun, hayatın sıkıcı yanından uzaklaşmak demektir.

Sosyal antropologlar her çağda ve her toplumda, insanın özündeki en temel isteklerden birinin, oyun oynama isteği olduğunu söylerler. İnsan oyun oynayan bir varlıktır. (Homo ludens) Johan Huizinga, yeryüzünde insana ait her şeyin başlangıcı bir oyundur der. Her kültürün kendine özgü oyunları vardır. Oyunlar toplumların özelliklerini yansıtır.

Oyun, insanın kendisini ifade etmesinin en doğal yollarından biridir. Çocuk oyunlarından folklor oyunlarına, kağıt oyunlarından tiyatroya kadar oynadığı her oyunda insan, kendini anlatır; açık açık söyleyemediklerini oyun aracılığıyla ortaya koyar. (Psikologların “oyun terapi” tekniği, bu öğretiye dayalıdır.)

Oyun yaşı ne olursa olsun, her insanı özgürleştirir; insanı baskı altında tutan engelleri ortadan kaldırır, hayal gücünü ve yaratıcılığını ateşler. Sosyal bilimciler hepimizin oyun oynayarak, gerçek hayatın dışına çıktığımızı; bu “gerçek dışı” alanda kendimizi engelsizce ifade ettiğimizi ve bu sayede kendimizi tekrar hayata hazır hale getirdiğimizi söylerler.

oyunn1

İster tek başına, isterse birden fazla kişiyle oynansın, bir oyunu severek oynayan ve bunu bir alışkanlığa dönüştüren insanlar için oyun, dışarıdan bakanların anlayamayacağı anlamlar içerir. Oyun sırasında, oyuncular arasında kurulan bağlar, oyunu adeta kutsal bir ayine dönüştürür. Oyuncular için oyunun içerdiği anlam, yarattığı manevi ve toplumsal bağlar, zamanla artar. İnsanların oynadıkları oyunlara tutkuyla bağlanmaları bu nedenledir.

Gündelik hayatın kuralları ile oyunun kuralları farklıdır. Gerçek hayatta en bilgili, en güçlü, en saygın insanlar bile, bir oyunu oynamaya başladığı zaman, o oyunun acemisi olabilirler. Eğer bu oyun, bir grupla oynanan bir oyunsa, gerçek hayattaki roller ortadan kalkar. Gerçek hayattaki profesörler, oynanan oyunda “öğrenci” konumuna girebilirler. Bu özellik, oyunun cazibesini artırır.

Her oyunun kendi kuralları ve düzeni vardır. Bu kurallar ihlal edilirse oyun ortadan kalkar.  Bu kurallar, oyunun akışını belirler. Oyunları birbirinden ayıran, bu kurallardır.

Oyun içindeki gerilim çok önemlidir. Gerilim, oyuncunun hedefe ulaşmak için gösterildiği çabadan ve onun bu çabasını engelleyen unsurlardan kaynaklanır. Her oyunun değerini belirleyen,  engellerin yarattığı gerilim ve sonucun belirsiz olmasıdır.

Her oyun rekabet içerir. Tek başına oynanan oyunlarda bile insan, bir önceki oyunda elde ettiği sonuçtan daha iyi bir sonuç elde etmek için uğraşır. Eğer rekabet çok zayıfsa, oyunun bir anlamı kalmaz. Benzer şekilde insan oynadığı oyuna fazlasıyla hakimse ve hedefe zahmetsizce ulaşıyorsa,  artık o oyun zevk vermez. Nasıl biteceği önceden belli olan hiçbir oyunun değeri yoktur.

oyunn33

John Nash, her oyunun bir matematiksel model olduğunu söyler. Oyunlarda birden çok taraf vardır ve taraflar tutumlarıyla, sonucu etkileyebilme gücüne sahiptirler. Bir oyunda, taraflardan birinin davranışı, tek başına sonucu belirleyemez.  Oyunun sonucunu, bütün tarafların tutum ve davranışları belirler. Dolayısıyla taraflardan her birinin diğerlerinin ne yapacağı hakkında varsayımlar geliştirmesi ve kendi kararını buna göre vermesi gerekir. Nash, “oyun teorisi”ni; insanların, şirketlerin, ülkelerin birbirleriyle rekabetinde hangi stratejileri kullanmaları gerektiğini açıklamak için geliştirmiştir.

Nick Kendall, oyunu bir eğlence gibi görmek yerine bir insan olarak nasıl öğrendiğimizin, nasıl tepki verdiğimizin ve bir arada nasıl yaşadığımızın bir temsili olarak görmek gerektiğini söyler. Her oyunun içinde belirsizliği çözme, rekabet etme, keşfetme, kendini gösterme gibi unsurlar vardır. Oyun insana, rekabet etmeyi,  kazanmayı, ödüllenmeyi çok eğlenceli bir  şekilde yaşatır.

İnsan, oyun oynarken daha yaratıcı olur. Oyun, insana zor durumların üstesinden nasıl geleceğini öğretir. Oyun tasarımcısı Jane Macgonigal “Oyun dünyasında kendimizin en iyi “sürümü” oluruz: Takım arkadaşlarımıza yardım etmeyi en iyi başardığımız durumlar oyunlarda olur. Oyun oynarken bir sorunu çözene kadar uğraşır, başaramazsak yeniden deneriz.” der.

Oyun insana hayatı öğretir. Çocukluktan başlayarak insanlar, oyunda edindikleri alışkanlıkları hayatta da sürdürürler. Oyun hem öğrenme hem de rahatlama demektir.

Oyuna, hayatımızda daha fazla yer açarak, eğlenmekten çok daha fazlasını elde edebiliriz.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir