Tek bir insanın korkusunu, sevincini, hayallerini, başarısı ya da başarısızlığını anlatan bir öyküde herkes kendinden bir parça bulup, öykünün büyüsüne kapılabilir. Çünkü bizi birbirimize bağlayan şey, ortak duygularımızdır.
Sevgi, aşk, şefkat; nefret, kin, intikam; fedakârlık, onur, cesaret gibi duyguların hepsi evrensel oldukları için öykülerin ana konularıdır. İnsanların en temel hislerine seslenen öyküler, hangi çağda ve nerede anlatılırsa anlatılsın kalbimize dokunur.
Mitolojik öykülerden destanlara, Hollywood filmlerinden ağıtlara kadar iyi öykülerin hepsinin evrensel bir kalıbı vardır. Kızılderili reisi de, Kars’taki bir öğrenci de, Paris’te yaşayan bir genç de aynı insani duyguları paylaşır.
Ünlü yönetmen Kieslowski, filmlerinin dünyanın her yerinde anlaşılmasını şu sözlerle açıklar: “En ilkel duygulardan söz ediyorum, bizleri ayıran değil, birleştiren duygulardan söz ediyorum.” İz bırakan öyküler tam da bu nedenle evrenseldir.
Dünyanın milyonlarca insanının kalbini fethetmiş bütün kitaplar ve filmler ortak anlatı kalıpları kullanır. Gandhi, Martin Luther King, Mandela gibi liderlerin ya da Steve Jobs gibi girişimcilerin verdiği mücadelelerin öykülerinde de bu ortak kalıpları görmek mümkündür.
Öyküler insanlığın varoluş çabasına tercüman olur; anlam arayışımızı görünür kılar. Uzak geçmişte, bizim adını bile bilmediğimiz bir yerde yaşanmış bir öykü, içindeki evrensel duygu ve değerler sayesinde bugün bile bizim kalbimize dokunur.
Christopher Booker, bütün öykülerin aslında yedi evrensel kalıpla anlatıldığını söyler. Bu kalıplar, insanları ortak bir anlamda buluşturma gücüne sahiptir.

- Düşmanı yenmek
Öykünün baş rolündeki kahramanın yenmesi gereken bir düşman, aşması gereken büyük bir engel, terk etmesi gereken kötü bir alışkanlık vardır. Öykünün başında biz onu önce tuzağa düşmüş bir insan olarak görürüz ama o, bütün zorlukları bütün engelleri aşar ve kahraman olur. “Harry Potter”ın Voldemort’a karşı savaşında, “Yüzüklerin Efendisi”nde Frodo’nun kötülüğü simgeleyen yüzüğü yok etme çabasında ya da “Erin Brockovich”te bir kadının koca bir şirketin zulmüne tek başına karşı durmasında gördüğümüz gibi, bu tema hem bireysel hem toplumsal düzeyde hepimizi derinden etkiler. Biz, “düşmanı yenmek” teması ile sadece filmlere konu olan romanlarda değil, siyasi liderlerin anlattıkları öykülerde de karşılaşırız.
- Fakirlikten zenginliğe
Türk sinemasının Yeşilçam filmleri bu konuyu defalarca işlemiştir. Başrollerinde Hülya Koçyiğit, İzzet Günay ve Hulusi Kentmen’in oynadığı “Kezban Paris’te” filminde olduğu gibi fakir bir kızın zengin bir delikanlıyla yaşadığı aşk öyküsü, herkesin kendinden bir parça bulduğu bir dönüşümü anlatır. Aynı tema Hollywood’da da sayısız kez işlenmiştir. “Pretty Woman” filminde Julia Roberts’ın canlandırdığı sokakta yaşayan genç kadın ile Richard Gere’in canlandırdığı zengin iş insanı arasındaki ilişki, görünmezlikten görünürlüğe, dışlanmışlıktan saygınlığa geçişin evrensel arzusunu sahneye taşır. Fakirlikten kurtulup zengin olmak, sadece paraya değil; fırsata, itibara, özgüvene ve kaderini eline almaya duyulan evrensel bir isteğe karşılık gelir.
- Yeniden doğuş
Tıpkı fakirlikten zenginliğe geçiş öykülerinde olduğu gibi başarısızlıktan, yenilgiden kurtulup, kendini yeniden yaratma üzerine kurulu öyküler olağanüstü bir ilham kaynağıdır. Ölümcül bir hastalığı yenmek, bir sakatlığı atlatarak olimpiyat rekoru kırmak ya da batmış bir şirketi ayağa kaldırıp olağanüstü başarı kazanmak gibi konuları işleyen öyküler herkesin dinlemek, izlemek isteyeceği öykülerdir. “The Pursuit of Happyness” filminde Chris Gardner’ın evsiz bir babayken finans dünyasında başarıya ulaşması, “Rocky”de umutsuz bir boksörün ringe çıkıp şampiyonluğa uzanması ya da “Batman Begins”de Bruce Wayne’in travmalarından doğarak kahramana dönüşmesi, yeniden doğuş temasının farklı yüzlerini gösterir.
- Serüven
Fethedilmesi gereken bir yer vardır. Kahraman bir serüvene başlar ve önüne çıkan türlü engeli aşarak sonuca ulaşır. Öykülerde bütün başarıların bir mücadele sonunda elde edilmesi insanları derinden etkiler. Tüm zorluklara ve engellere karşı mücadele eden, kendisi ve sevdikleri hatta tanımadığı insanlar için sorumluluk üstlenip fedakârlık yapan insanlar hepimizin kalbine dokunur. Bu nedenle “kurtarıcı” hikâyeleri evrenseldir. “The Lord of the Rings”de Frodo’nun yüzüğü yok etmek için çıktığı yolculuk ya da “Life of Pi”de bir çocuğun denizde hayatta kalma mücadelesi, serüvenin insana neler öğretebileceğini gösterir. İster küçük bir topluluğun ister bir ülkenin geleceğini kurtarsın, bu insanlar bizim için gerçek kahraman olurlar. Onların kahramanlık öyküleri nesilden nesile anlatılır.
- Yolculuk ve eve dönüş
Bir insanın kendini bulmak için yola çıkması ve sonunda kendini anlaması yani olgunlaşması (bu “eve dönüş” olarak nitelenir) evrensel bir öykü kalıbıdır. İlyada ve Odiseus, Gılgamış ve Leyla ile Mecnun gibi destanlar, insanların kendilerini arama ve olgunlaşma (eve dönme) destanlarıdır. Bu arayışların hepsi aslında insanın kendinden daha iyi bir insan yaratma yolculuğudur. “Finding Nemo”da kaybolan küçük balığın ailesine dönüşü ya da “The Lion King”de Simba’nın ailesinden ve topraklarından uzak kaldıktan sonra geri dönüp kendi kimliğini bulması, bu kalıbın modern çağdaki güçlü örnekleridir.
- Trajedi
Trajediler mutlu sonla bitmeyen öykülerdir. İnsanlara hayatın zorlu ve acı yönlerini göstererek hayatta esas olanın sevgi, gurur, ahlak ve erdem olduğunu anlatmak üzerine kurulu trajediler dünyanın her yerinde bütün insanlara hitap eden evrensel öykülerdir. “Romeo and Juliet”te imkânsız bir aşkın yok oluşu ya da “Titanic”te büyük bir aşkın felaketle son bulması, trajedinin insan kalbinde neden bu kadar güçlü yer ettiğini gösterir. Yaşamın kötü yanlarını ortaya koyan, insanların çektikleri acıları anlatan, hüzün ve korku dolu bu öyküler bir tür vicdan muhasebesi yaptırıp insanlarda bir arınma etkisi yarattıkları için güçlüdürler.
- Komedi
Hayatın ve insanların gülünç yanlarının sergilenmesine dayanan, güldürürken düşündüren eserlerdir. Her gün başımıza gelen sıradan olayların ardındaki bilgeliği şakacı bir dille anlatan bu öykü tekniği Moliere’den Nasreddin Hoca’ya, meddah hikâyelerinden günümüz komedi filmlerine kadar uzanır. “Modern Times”da Chaplin’in insanın makineleşmeye karşı komik direnişi ya da “Home Alone”da küçük bir çocuğun zekâsıyla yetişkinleri alt etmesi, komedinin hem güldürüp hem düşündüren evrensel gücünü gösterir. Keskin bir zekâyla örülmüş, sürprizlerle dolu mizah tekniklerini kullanan bu öyküler insanların akıllarına “takla atlatır”, onların bütün kontrol mekanizmalarını boşaltarak güldürür, kahkaha attırır.
Öyküler insanlığın varoluş çabasına tercüman olup, kalplerimize dokunduğu için etkilidir. İnsanlar öykülerde anlam bulur. Uzak geçmişte, bizim adını bile duymadığımız bir yerde yaşananları anlatan bir öykü, içindeki evrensel değerlerden ötürü bugün hâlâ bizim için bir anlam ifade eder. İyi öyküler bu nedenle evrensel ve ölümsüzdür.
Sadece günlük hayatta değil, iş hayatında ve siyasi hayatta da insanları etkilemenin en etkili yolu öykü anlatmaktır. İyi bir öykü, iyi anlatıldığında herkesi etkiler ve dönüşümü başlatır.

Markalar için 7 kalıp nasıl çalışır?
Markalar da tıpkı öyküler gibi insanlara dokunmak zorundadır. Ama burada önemli bir fark var: Öykünün kahramanı marka değildir. Kahraman müşteridir. Marka ise onun yolculuğunda, onun yanında yürüyen, ona rehberlik eden, yol gösteren kişidir.
Müşterinin hayatında karşısına çıkan düşman; “zaman kaybı”, “karmaşa”, “belirsizlik” ya da “risk” olabilir. Veya asıl mesele “özgüven kazanmak”, “statü edinmek” ya da “sağlığını geri kazanmaktır”. Kimi içinse “yeni bir serüvene çıkmak”, “farklı şeyler keşfetmek” ya da sonunda “kendini bulmak” olabilir. Yedi evrensel öykü kalıbı, markaların müşterilerinin bu gerçek hayat öykülerini görünür kılabilmesi için güçlü bir iskelet sunar.
Düşmanı yenmek: Müşterinin yenmesi gereken düşman; zamansızlık, üşenmek, cesaret edememektir. Nike’ın “Just Do It” söylemi, insanlara kendi korkularını ve engellerini aşabileceklerini hissettirir.
Fakirlikten zenginliğe: Buradaki zenginlik, statü, özgüven ya da görünürlük olabilir. Zen Pırlanta’nın “Zensiz Olmaz” kampanyasında kadınlar, sevgililerinden aldıkları pırlanta ile günlük hayatın sıradanlığından çıkıp kendilerini prenses gibi hissederler. Bu reklamlar, görünmezlikten görünürlüğe ve dışlanmışlıktan saygınlığa geçişin evrensel arzusunu yansıtır.
Yeniden doğuş: İnsanların dönüm noktalarında marka, onların yanında olur. Always’in “Like a Girl” kampanyası, olumsuz bir klişeyi yıkarak kız çocuklarına kendilerini yeniden tanımlama gücü verir.
Serüven: Keşif ve hedef duygusunu besleyen markalar, müşterilerine rehberlik eder. Red Bull’un “Red Bull Kanatlandırır” söylemi, insanları maceraya ve yeni deneyimlere davet eder.
Yolculuk ve eve dönüş: İyi bir marka, müşterisinin dönüşümünü görünür kılar. Airbnb’nin “Belong Anywhere” söylemi, insanın gittiği her yerde kendini evinde hissetme duygusunu anlatır.
Trajedi: Bu kalıp korku pazarlamasında kullanılan bir kalıptır. Sağlık, güvenlik ve sigorta gibi sektörlerde yaygın kullanılır.
Komedi: Mizah, markayı sevilir kılar ve hafızada kalıcı hale getirir. İngiliz reklamcılığında çok kullanılır. Snickers’ın Türkiye’de “Açken sen, sen değilsin” söylemi, mizah yaparak markanın bilinirliğini artırır.
Sonuçta marka hikâyelerinde kahraman marka değil, müşteridir. Hikâyenin başrolünde müşteri olmalı, marka ise ona rehberlik eden yardımcı rolünü üstlenmelidir. İyi kurgulanmış bir marka hikâyesi, müşterinin hayatında anlam taşıyan bir değişimi, bir dönüşümü anlatır. Yedi evrensel kalıbın her biri, bu dönüşümü görünür kılmak için kullanılabilir. Bu kalıpları kullanarak markalar, insanın kalbine dokunan, hafızada yer eden, güven ve yakınlık uyandıran öyküler anlatabilir. İnsanlar, kendi hayat hikâyelerinin içinde onlara eşlik eden rehberleri yani markaları hatırlar ve satın alırlar.
Not: Bu yazıyı ilk kez 29 Nisan 2014 tarihinde yayınladım.
Konuyla İlgili Makale ve Linkler
- Öykü Anlatmak En Etkili İletişim Yöntemidir
- Öyküler Neden Bu Kadar Önemli?
- Wikipedia, Gabriel Garcia Marquez
- “Remembering Gabriel Garcia Marquez, Storyteller Who Resonated with Readers Around the World”
- Christopher Booker, "The Seven Basic Plots: Why We Tell Stories"
- Tim Nudd, “7 Basic Types of Stories: Which One Is Your Brand Telling? Creatives Explore Humans' Archetypal Plots”
- Adem Can, “Homeros Destanları İle Dede Korkut Hikâyeleri Arasındaki Kurgu, Yapı, Tip Ve Tema Benzerlikleri”
- PJ Manney, “Empathy in the Time of Technology: How Storytelling is the Key to Empathy”












Kıymetli hocam, fikir ve düşüncelerinize sağlık.
Saygılarımla.
Yine çok toparlayıcı, berrak, zihin açıcı ve bilgi kirliliğine kesinlikle yer vermeyen bir yazı. Teşekkürler
Üzerinden yıllar geçse bile dönüp dönüp okunacak ve şöyle bir düşünmeye başlanacak yazılar! Teşekkürler…
Değerli Dostum Temel,
Öyküler konusunu gerçekten çok ayrıntılı incelemişsin.
Hedefi tam onikiden vurdun. Yürekten teşekkür ederim.
Zira daha dün Pazarlama Yönetimi dersimde, reklamcılık ve satış tekniklerinde öykü anlatmanın öneminden söz ettim ve öğrencilerime Temel Aksoy hocanın web sitesini okuma ödevi verdim. Bakalım kaç kişi bu yazdıklarını okuyup derse gelecek.
İçten selamlar. Sağlıcakla kal.