Skip to main content

Şirketiniz Sizin Fikirlerinizden Yararlanıyor Mu?

08 Temmuz, 2025

Sessiz Şirketlerde Gerçekler Konuşmaz

Yöneticilerin büyük odalarda oturması, masalarının daha geniş, koltuklarının daha konforlu olması, şirkette kimin güçlü olduğunu göstermek içindir. Bir çalışan yöneticinin odasına girdiğinde, kendisine çoğu zaman daha küçük ve daha rahatsız bir sandalye gösterilirken, yönetici kollarını iki yana açarak oturur. Hatta bazıları, ellerini başlarının arkasında birleştirip vücutlarını daha da genişletir. Tüm bu davranışlar, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde gücün altını çizer.

İnsanların en temel sezgilerinden biri, bir ortamda kimin güçlü olduğunu hemen fark edebilmesidir. Bunun için eğitim almaya gerek yoktur. Gözümüz, vücut dilinden oturma düzenine, eşya yerleşiminden kullanılan dile kadar birçok ipucunu anında algılar.

Yöneticilerin çalışanlarla eşit olması gerekmez. Sorumlulukları farklıdır, ayrıcalıkları olabilir. Ama yöneticilerin sahip olduğu güç, çoğu zaman çalışanlarla aralarındaki iletişimi zorlaştırır.

Yönetici ne kadar “Kapım herkese açık” dese de, toplantılarda “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorsa da, herkes ne zaman konuşulup ne zaman susulacağını çok iyi bilir. Çünkü her topluluğun yazılı olmayan kuralları vardır. Ve bu kurallar, çoğu zaman yazılı kurallardan daha güçlüdür.

İş yerlerinde de bu böyledir. İnsanlar kendilerine söz verildiğinde bile fikirlerini söylemek istemezler. Çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ederler.

Sessizlik Nezaket Değil, Bir Sinyaldir

Bir ortamda insanlar konuşmuyorsa, bunun nedeni her zaman saygı, tevazu ya da kibarlık değildir. Sessizliğin ardında çoğu zaman korku, endişe ya da umutsuzluk vardır. İnsanlar ya konuşmanın bir işe yaramayacağına inanırlar ya da konuşurlarsa başlarına kötü bir şey geleceğini düşünürler.

Bu sessizlik ortamlarında iyi fikirler ortaya çıkmaz. Hatalar fark edilmez. Yanlış kararlar artar. Çalışanlar görür, birbirine söyler ama yöneticilerin haberi olmaz. Çünkü kimse yukarıya doğru konuşmak istemez.

Sessizlik verim getirmez. Uyumu sağlamaz. Tam tersine işleri yavaşlatır, körleştirir, hataları büyütür.

Sessizliğin olduğu yerde, iki yüzlü bir kültür gelişir. Görünen bir yüz vardır; yöneticilerin bildiği, onların duyduğu şeyler… Bir de herkesin kendi aralarında konuştuğu, ama asla yukarı çıkmayan gerçekler. Ve ne yazık ki pek çok yöneticinin yaşadığı dünya, sadece bu görünen yüzdür.

Şirketi Yalnızca Liderler Değil, Fikirler Yükseltir

Bugünün dünyasında, bir şirketin başarılı olabilmesi için sadece yöneticilerin değil, tüm çalışanların fikrine ihtiyaç vardır. Eğer bir şirket, kendi çalışanlarının düşüncelerinden yararlanamıyorsa, hem büyük bir fırsatı kaçırır hem de çok önemli tehditleri zamanında göremez.

Çalışanlar fikirlerini açıkça söyleyebildiğinde şirketin performansı artar. Çünkü insanlar kendilerini değerli hissederler. Sorumluluk alırlar. Karar sürecine dâhil olurlar. Hatta kendi fikirleri uygulanmasa bile, dinlenmek, dikkate alınmak onları şirkete daha çok bağlar. İçten bağ kurulan yerlerde insanlar savunucu olur; şirketin bir parçası gibi hisseder.

Bu yüzden bir şirket, kendi içinde çok sesliliği mümkün kılacak bir yapı kurmak zorundadır. Farklı fikirlerin çatıştığı yerlerde “doğruya” ulaşmak daha kolaydır. Hata payı azalır. Kör noktalar küçülür.

Ama eğer bir şirkette sessizlik hâkimse, bunun nedenlerini aramak gerekir. Çünkü sessizlik bir sonuçtur. Ve o sonucu doğuran nedenler çözülmedikçe, verimlilik de bağlılık da sağlanamaz.

Sessizliği Doğuran Dört Temel Neden

Bir şirkette insanların konuşmamasının birçok nedeni olabilir. Ama bazıları diğerlerinden daha belirleyicidir:

1. Gücün Nasıl Kullanıldığı

Bir şirkette açık sözlü insanların başına neler geldiğini herkes bilir. Yöneticiler istedikleri kadar şeffaflıktan bahsetsin, insanların esas aldığı şey, yöneticilerin gerçek tavırlarıdır. Gücün nasıl kullanıldığı, açık sözlülüğe nasıl tepki verildiği, konuşanların cezalandırılıp cezalandırılmadığı, o şirketin kültürünü belirler.

İnsanlar, açık sözlülüğün değer görmek yerine tehdit olarak algılandığı ortamlarda konuşmaz. Konuşanların dışlandığı, susturulduğu bir yapı, zamanla tamamen sessizleşir.

2. Değişimin Umutsuzluğu

Bazı şirketlerde yöneticiler baskıcı değildir ama o kadar “böyle gelmiş, böyle gider” havasındadırlar ki çalışanlar konuşmayı anlamsız bulurlar. Yıllarca hiçbir şey değişmemiştir. İnsanlar, öneri sunmanın bir işe yaramayacağını düşünür.

Bu ortamlarda sessizlik bir tür vazgeçiştir. İtaat değil, yılgınlıktır.

3. Belirsiz Beklentiler

Bazı yöneticiler, çalışanlardan görüş ister ama neyin ne şekilde iletilmesini beklediklerini söylemezler. “Açık olun” demek yeterli değildir. İnsanlar katkılarını nasıl sunacaklarını, hangi konularda fikir vermeleri istendiğini bilmek ister. Net olmayan beklentiler, katkıyı da engeller.

4. Kişilik Farklılıkları

Bazı insanlar doğaları gereği sessizdir. Fikirlerini ifade etmekte zorlanırlar. Kabul görmeyeceklerinden korkarlar. Eleştirildiklerinde ne yapacaklarını bilemezler. Çatışmadan çekinirler. Ama bu insanların söyleyecek çok kıymetli şeyleri olabilir.

Bu nedenle her şirketin, farklı karakter yapılarını dikkate alacak bir katılım biçimi oluşturması gerekir.

Açık Sözlülük Kültürü Bilinçli Bir Çabanın Sonucudur

James Detert ve Ethan R. Burris’e göre, çok sesli bir iş ortamı kendiliğinden oluşmaz. Bu ortam bilinçli ve kararlı bir çabanın ürünüdür. Şirketlerin önce nerede hata yaptıklarını görmeleri ve bunu düzeltmeye niyet etmeleri gerekir.

Bu yolculuğun ilk adımı liderden başlar. Liderin önce kendi “güç kalkanını” indirmesi gerekir. Kendisinin her şeyi bilen değil, öğrenmeye açık bir insan olduğunu göstermesi gerekir.

Gerçek şeffaflık, sadece sözle değil, davranışla ortaya konur. Liderin eleştiriye açık olması, çalışanların fikirlerini gönül rahatlığıyla dile getirebileceği bir ortam yaratır. Ve bu ortamı herkesin gözünün önünde bizzat liderin kendisi kurar.

Netlik, Katılımın Anahtarıdır

Yöneticiler, çalışanlardan katkı bekliyorsa, önce bu katkının ne olduğunu tanımlamalıdır. “Aklınıza ne geliyorsa söyleyin” demek yetmez. Hangi konuda, ne şekilde katkı bekleniyor? Bu katkı nasıl toplanacak, kim değerlendirecek, nasıl geri bildirim verilecek?

Bunlar net olmadığı sürece katılım da gerçekleşmez.

Ayrıca yöneticiler, sadece kendi odalarında oturup çalışanlardan fikir bekleyemez. Onların arasına karışmaları gerekir. Sahaya inmeleri, çalışanların doğal ortamlarında bulunmaları gerekir. Çünkü ancak bu şekilde “eşitlik hissi” oluşur. Ve ancak bu hissin olduğu yerlerde insanlar konuşur.

Şirketler Demokrasiyle Yönetilmez Ama Katılım Olmadan Ayakta Kalamaz

Şirketlerin demokratik kurumlar olması gerekmez. Kararlar çoğu zaman merkezden alınır, bu doğaldır. Ama bu, çalışanların fikirlerinden yararlanılmayacağı anlamına gelmez.

Bugün şirket yönetmek demek, yukarıdan aşağıya değil, her yönden gelen katkıyı sistemli şekilde işin içine katmak demektir.

Bunu başaramayan şirketler, ne kadar iyi yöneticilere sahip olurlarsa olsun, büyük fırsatları kaçırırlar. Daha da önemlisi, büyük tehditleri fark edemezler.

Bir şirkette kimsenin konuşmaması, en büyük hataların yapılmasına neden olur.

Konuyla İlgili Makale ve Linkler

  1. James R. Detert and Ethan R. Burris, “Leadership Behavior and Employee Voice: Is the Door Really Open?”
  2. Ghodratollah Bagheri, Reihaneh Zarei, Mojtaba Nik Aeen, “Organizational Silence: Basic Concepts and Its Development Factors”
  3. Elizabeth W. Morrison, “Employee Voice and Silence”
  4. Linn Van Dyne, Soon Ang and Isabel C. Botero, “Conceptualizing Employee Silence and Employee Voice as Multidimensional Constructs”
  5. Voice and Silience at Organizations
  6. Genn llopis, “6 Reasons Employees Must Speak Up to Thrive at Work”
  7. Carmen Nobel, “The Power of Conversational Leadership”
  8. Sarah Jane Gilbert, “Do I Dare Say Something?”
  9. James R. Detert and Ethan R. Burris, “Can Your Employees Really Speak Freely?”
  10. Frances J. Milliken,Elizabeth W. Morrison, Patricia F. Hewlin, “An Exploratory Study Of Employee Silence: Issues That Employees Don’t Communicate Upward And Why”
  11. Frances J. Milliken,Elizabeth W. Morrison, Patricia F. Hewlin, “An Exploratory Study Of Employee Silence: Issues That Employees Don’t Communicate Upward And Why”
  12. Darcy Jacobsen, “The Dangers Of Employee Silence”
  13. James R. Detert, Ethan R. Burris, David A. Harrison, “Debunking Four Myths About Employee Silence”
  14. James R. Detert, Ethan R. Burris, and David A. Harrison, “Do Your Employees Think Speaking up Is Pointless?”
  15. James R. Detert, Ethan R. Burris, and David A. Harrison, “What’s Really Silencing Your Employees”
  16. Lyle Sussman, “Disclosure, Leaks, and Slips: Issues and Strategies for Prohibiting Employee Communication”
  17. James R. Detert, Ethan R. Burris, and David A. Harrison, ”Good Communication Goes Beyond Open Door Policies”

Yorumlar

Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir